Logline

“Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” – Tolstoy

Bir çok açıdan silik ve pasif karaktere sahip edebiyat öğretmeni Hayati, karısı tarafından hor görülüp terk edildikten sonra yakındaki gölde kimliği belirlenemeyen bir kadın cesedi bulunur. Hayati başkasına ait olan cesedin karısına ait olduğunu iddia edip cinayeti üstlenir.

Sinopsis

Hayati, yazma yeteneği körelirken evliliği de çökmekte olan bir yazardır. Annesinin bahçesindeki kurumuş ceviz ağacını diriltmeyi takıntı haline getirmiştir. Babasının ölüm sebebini ve geçmişi kurcaladıkça yalnızlığı daha da derinleşir. Karısı Yaprak’ın başkasıyla ilişkisi olduğunu bilse de sinik ve pasif kişiliğinden dolayı ciddi bir tepki gösteremez.

Hayati, annesinin ölümü ve karısının başkasıyla kaçışından sonra kontrolü kaybeder. Evinde çıkan yangından sonra kasabayı terk eder. Birkaç gün sonra, polis gölde yanmış bir kadın cesedi bulur. Hayati karısını öldürmekle suçlanır. Masum olmasına rağmen başkasına ait olan cesedin karısı olduğu iddialarını kabullenip cinayeti üstlenir.

 

Filmden Kareler

Kamera Arkası

Film Ekibi

Oyuncular Yazan ve Yöneten Ortak Yapımcı
Serdar Orçin, Sezin Akbaşoğulları,
Kübra Kip, Mert Yavuzcan,
Şebnem Dilligil, Rıza Akın, Murat Mahmutyazıcıoğlu, Muttalip Müjdeci, Aydın Orak, Ezgi Ay
Faysal Soysal Ali Noori Oskuei
Uygulayıcı Yapımcı Görüntü Yönetmeni Ses
Barış Yıldırım Vedat Özdemir Mustafa Bölükbaşı
Dekor Sanat Kostüm
Natali Yeres Nezihe Ateş Gülşah Yüksel
Kurgu Müzik Ses Tasarım
Mostafah Khergepoosh Payam Azadi Mohsen Roushan, Mohammad Javaheri Zade
Renk Tasarım Özel Efekt Yapımcı
Hootan Haghshenas Yasin Allahdadian Faysal Soysal
Yapım
Balkon Film, Eshragh Film Ortak Yapım, (Türkiye-İran)

Yönetmen Görüşü


Sanatla ilk temasım şiir üzerinden olduğu için, beni en çok, sinemanın şiir ve dolayısıyla rüya ile kurduğu ilişkisi etkiledi. İran’da ve ABD’de yaptığım kısa filmlerimde rüya metaforunu kullanarak şiirsel sinema üzerine bir hayli deneysel çalışma yapma fırsatı buldum. İlk uzun metraj çalışmam olan ‘Üç Yol’ (Crossroads-2013) filminde de rüya ve gerçeklik arasında bir anlatım yapısı kurarak kadim bir aşk efsanesinin gölgesinde Bosna savaşından geriye kalan kayıpların trajedisini görselleştirmeye çalıştım.

 

Kendi sinema dilimi bulmak ve oluşturmak yolunda ilerlerken, içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşanan haksızlık ve cinayetleri çaresizce izlemek zorunda kalışım, ikinci filmim için ‘Ceviz Ağacı’ hikayesini tercih etmemde büyük rol oynadı. Son dönemlerde sayısı gittikçe artan kadın cinayetlerine medyanın ilgisi yoğunlaşsa da, aslında bu trajedilere değinen samimi ve dişe dokunur bir çalışmanın olmadığını gördüm. En trajik olanı da ahlaktan ve adaletten çokça bahsedilen bir toplumda hala bu vahşetin yaşanıyor olmasıydı. Bir kadın cinayetine yan hikaye olarak yeni bir pencereden bakıp, farklı boyutlar kazandırmak istiyorum. Bela Tarr Torino Atı filmiyle ilgili bir söyleşisinde şöyle bir açıklama yapmıştı: ‘Yeryüzünde toplam bir ölüm miktarı vardır ve bir at dahi öldüğünde aslında insanlık ve bizler toplam ömrümüzden atın ölümü kadar kaybederiz.’ Peki ya öldürmek? Söz konusu bir canın doğal ölümü olduğunda bile durum bu kadar kritik iken, bir canlının başka bir canlı tarafından öldürülmesine şahitlik, insanlıktan ve bizlerden neler eksiltiyor acaba? Yeryüzündeki bütün öldürmelerden hepimizin üzerine sıçrayan bir damla suçluluk var diye inanıyorum. İlk filmim ve belgesellerim vesilesiyle Srebrenitsa katliamında bütün insanlığın ve bizlerin nasıl suçlu olduğumuzu, kayıplarını arayan annelerle sohbet ederken derinden hissettim. Bu sebeple bir başkasını öldürme veya bu ölüme şahit olma durumları üzerine düşünmelerim beni böylesi bir senaryo yazmaya ve bunun çıktısı olan filmi yapmaya yönlendirdi.

 

Bu filmle insanı, yani kendimizi karanlık ve korkak yanlarımız ile yüzleştirerek vicdanımızın sönen ateşini bulmak ve onu bir umutla harlatmak istiyorum. Bu sebeple cinayete ve suça şahit olmanın bedelini minimal bir olay üzerinden farklı boyutlar içinde işlemek istiyorum. Hikayemdeki silik edebiyat öğretmeninin (Hayati) kasabada dışındaki bir cinayete (bir kadının, kocası tarafından katledilişine) seyirci kalıp bir şey yapamamasını, bütün bir insanlığın vicdan problemi olarak masaya yatırmak istiyorum. Hayati’yi, Van Gogh gibi sıkıntılar, yoksunluklar içerisinde sanatsal yaratım adına umudunu korumaya çalışan bir yazar olarak tasarladım ki zahiren böylesine zayıf ve güçsüz bir bireyin suç ve cinayet karşısında ne yapıp/yapamayacağı üzerinde daha geniş düşünebilelim. Bu durumda alın yazısı sonucu zayıflık, siniklik ve ürkeklik ile malul Hayati, babasının intihar yazgısıyla hayata başlamasına rağmen, yazı ve edebiyat üzerinden kendine sağlam bir kök ve umut arıyorken, tıpkı babasının şahit olduğu gibi bir cinayete şahit olduğunda ne yapacaktır? Bu soru, yaşadığım muhitte farklı tonları ile sürekli karşıma çıkan bir soru oldu hep. Filmimde de bunca güç ve imkan sahibi insanların içinde, en zayıf ve en çaresiz kişi olarak Hayati, insanlığın ortak vicdanını temizlemek için kendini feda edip işlenen cinayeti üstlenir. Zira katilin yakalanması ile kadın cinayetlerinin bitmeyeceğini o da bizim gibi bilmektedir. Oysa ki toplumun vicdanını uyandırıp onu daha büyük bir mesuliyetin altına çekebilmek gelecek nesillerin zayıf olanı ezmemesi yolunda daha büyük bir adım niteliğini taşımakta.

 

Yapımcı Görüşü

Ceviz Ağacı filmi, insanlık tarihinin en önemli imkanlarından biri olan kötülük karşısında ‘Vicdan’ duygusunu evrensel bir dil olan sanatın imkanlarıyla yeniden yorumlamaya çalıştığı için büyük önem taşıyor. Zira yaşadığımız dinler ve ideolojiler arası savaş, doyumsuz ve anlamsız tüketim, aile bireylerinin taşıdığı ihtiras ve doyumsuzluk zamanlarında yeryüzünde naçizane, saf ve zararsız bir şekilde yaşayan insanın geleceğe dair bizzat insandan hareketle bir şeye umut duyması gerekiyor ki hayatını idame ettirebilsin. İşte bu umut duyulan duygu ve karargah (vicdan)  insanlığın sanat yoluyla: şeffaflaştırdığı, empati kurabildiği, ötekini anlamayı ve ötekinden önce kendini yargılamayı öncelediği bir kişilik kazandırmakta insanoğluna. Bu duygunun gelişmesi ile barışa, dostluğa, kardeşliğe ve sevgiye dair tohumlar atılmış olur. Ceviz Ağacı projesi bu duygunun yüceltilmesini bir sanatçı karakterin dünyasıyla beraber merkeze aldığı için ve son dönemlerde sayısı artan kadın cinayetlerine farklı bir perspektiften odaklandığı için başarılı olması durumunda insanlığımıza ve sinema tarihine katkısı büyük olacaktır. Sanat eserlerinin sayısının çoğaldığı ama değerinin düştüğü bir ortamda seyircinin yeni bakış açılarına ihtiyaç duyduğu aşikar. Bu evrensel meseleyi yeni bir hikaye ve kurgu düzeni ile sunan film, başta sanatçılar olmak üzere, düşünen ve okuyan gençlerin, uzmanların, eleştirmenlerin ve genel sinema seyircisinin ilgisini çekme potansiyeli taşımaktadır.

Ödüller

27.Adana Film Festivali, 2020,

En iyi Müzik/ Payam Azadi, En iyi oyuncu/Serdar Orçin

Eurosia Film Festivali, 2020,

En iyi Görüntü Yönetmenliği Ödülü/Vedat Özdemir

6.Bremen Film Festivali, 2021

En iyi Edebiyat Filmi Ödülü

8.Torino Underground Film Festivali, 2021

En iyi Film, En iyi Kurgu/Mostafa Khergapoush

7.Balkan Panorama Film Festivali, 2021

En iyi Film, En iyi Oyuncu/Serdar Orçin

6.Londra Şehir Ödülleri Festivali, 2021

En İyi Yabancı Film Ödülü

6.New York Artist Forum, Festival of Moving Image Festivali, 2021

En İyi Kurmaca Film, En iyi Oyucu/ Serdar Orçin

9.Antakya Film Festivali, 2021

En iyi Oyuncu/Serdar Orçin

5.Nepal Uluslararası Film Festivali, 2022

Don Kişot En İyi Film Ödülü

9.Güzel Sanatlar Film Festivali, California, 2022

En İyi Film, En İyi Yönetmen

2.Neptune Film Awards, Bologna, 2022

En İyi Film, En İyi Müzik

Silenced Tree (2019) on IMDb